İşyerinde artan teknoloji çalışanlarda yalnızlaşma, yabancılaşma, iş memnuyeti ve kişisel performansı direkt olarak etkiliyor.

Geçen sene yayınlanan bir araştırmaya göre, 15 Avrupa Birliği ülkesinin iş yaşam kalitesinde 1995-2005 yılları arasında ciddi bir düşüş yaşandığı, yürütülen işlerin yapısının değiştiği; karmaşıklık derecesinin azaldığı fakat yoğunluğun arttığı gözlemlenmiş. Aynı araştırmaya göre, İngiltere, Almanya, İtalya ve İspanya’da, işlerin teknoloji sayesinde kapsamının basitleştiği, ancak buna karşın artan teknolojik entegrasyonun işleri anlamsızlaştırdığı kaydedilmiş.

İşyerinde teknolojinin etkisi yadsınamaz. Artık nerdeyse tüm işyeri iletişimlerimiz e-posta ve telefonlar üzerinden. Ne müşterilerle, ne çalışma arkadaşlarıyla, ne de patronla yüz yüze görüşerek vakit kaybetmek zorunda değiliz. Hele ki küresel bir şirkette çalışıyorsak, ev-ofis gibi olanaklara sahipsek, hiç kimseyle fiziksel olarak tanışma-görüşme ihtiyacımız bile olmayabilir.

Artan iletişim olanaklarına rağmen, ne kadar yalnızlaşıyoruz, yaptığımız işi ne kadar anlamlı buluyoruz, işe yabancılaşıyor muyuz gibi sorulara cevap aramak üzere yaptığımız çalışmada çok teknik detaya girmeden birkaç bulgu paylaşacağım*.

Çoğunluğu Avrupa’dan, 278 kişin katılımıyla oluşturulan ankette, çalışanlara yaptıkları işlerin çalıştıkları insanlara ne derece bağlı olduğunu ve o insanlarla ne sıklıkla yüz yüze görüştüklerini sordum. Bunun yanı sıra, sosyal olarak kendilerini ne kadar yalnız hissettiklerini, yaptıkları işi ne derece anlamlı bulduklarını, işten ne derece memnun olduklarını ve de kendi performanslarını değerlendirmelerini istedim.

Sonuçlar şu şekilde:

Yalnızlık duygusu, kendini izole hissetme ve işini anlamsız bulmanın en fazla hissedildiği grup, çalıştığı insanlarla yüz yüze iletişimi en az olan grup. Bu grup, aynı zamanda performansını en düşük değerlendiren grup. Grafiklerdeki ilk noktalarda bu gruba ait ortalama değerler. Bahsettiğim bu farklılıklarin hepsi de istatistiki öneme sahip.

Ama daha da ilginç bir bulgu var. Yüz yüze iletişimi yüksek olan çalışanlar işlerini daha anlamlı buluyor. Fakat bu grup içinde kendi performansını yetersiz bulanlar işten ayrılmayı düşündüğünü söylüyor. Öte yandan, performans algısı en düşük, yüz yüze iletişimi en az olan grup, işini anlamsız bulmasına rağmen işten ayrılmayı düşünmüyor. Galiba teknoloji işlerdeki anlamsızlaştırmayı artırdığı gibi anlamsızlığa alışmayı da artırıyor. Ya da performansı hakkında bilgi sahibi olan daha az insan olduğu için, daha az baskı hissettiğinden işine devam ediyor.

En izole hisseden grup en az yüz yüze iletişimi olan grup
Çevresinde insanların eksikliğinden yakınan grup en az yüz yüze iletişimi olan grup
Yaptığı işi en anlamsız bulan grup en az yüz yüze iletişimi olan grup
Kendi performansını en düşük değerlendiren grup en az yüz yüze iletişimi olan grup

Şubat 2013’de ev-ofis uygulumasını kaldırdıktan sonra hayli tepki çeken Yahoo! CEO’su Marissa Mayer’in şu sözleri daha da anlamlı:

To become the absolute best place to work, communication and collaboration will be important, so we need to be working side-by-side. That is why it is critical that we are all present in our offices. Some of the best decisions and insights come from hallway and cafeteria discussions, meeting new people, and impromptu team meetings. Speed and quality are often sacrificed when we work from home. We need to be one Yahoo!, and that starts with physically being together.

Not: Bu yazıyı blog olarak yayınlama niyetim yoktu. Vesile olan değerli Dr. Uğur Özmen’e teşekkürlerimle.

http://dx.doi.org/10.1016/j.rpto.2016.02.002